Kitabın
yazarı Yrd. Doç. Dr. Aysun Çetin ve yayınevi Hayykitap. Yayınevinden izin
alarak kitaptan derlediğim üzüm ile ilgili bilgileri paylaşmak istiyorum.Üzümün
faydalarından yararlanmak için ya bir salkım taze üzüm veya bir avuç çekirdekli
kuru üzüm yemeniz faydanıza olacaktır. Kapsül halinde kullanacaklarda 100-200
mg kadar kullanmaları yeterli olacaktır. Bu kadar yararı olduğunu bende yeni
öğrenmiş bulunmaktayım. Sofranızdan üzümü eksik etmemeniz dileğiyle.
Üzüm;
Serbest Radikalleri etkisiz
hale getirir. (Radyasyon, katkı maddeleri, havadaki kimyasal maddeler,
stres, virüsler, sigara, alkol gibi etkenlere bağlı olarak çıkabilir.)
Üzüm çekirdeği sürekli
bilgisayarın başında olan kişilerin göz sağlığını korunmasında da önemli
yer tutar.
Üzüm çekirdeği beyin
hücrelerinin yaşlanmasını yavaşlatarak Alzheimer gibi nörodejeratif
hastalıkların görülme sıklığı azaltır.
Diyabetli ve varisli kişilerde
fayda sağlar. Gözü maküler dejenerasyon ve katarakttan korur.
Üzüm kolestrol içermez ve şeker
hastalarında kan şekeri düşürücü etki gösterir.
Kansere karşı korur ve birinci
dereceden etki eder. Üzüm suyu içenlerde antioksidan olan E vitamini
oranının ve anti-kanserojen kapasitenin arttığı gözlenmiştir.
Lif açısından çok zengindir ve
organizmadaki üç büyük organı çalıştırdığından vücuttan zehirli maddelerin
uzaklaştırılmasını sağlar, sindirim ve bağırsak hareketlerini düzenler.
Genç kalmanızı sağlar ve
yaşlılığı geciktirir.
Üzüm çekirdeği cildin daha sıkı
ve elastiki olmasına katkıda bulunur. Cildin sarkmasını önler ve yara
iyileşmesini hızlandırı.
Üzüm çekirdeğinin yağında
Omega-6 grubu lionik yağ asidi ile Omega-9 grubu oleik asit bakımından
zengindir.
Üzüm çekirdeği Polen ve besin
alerjilerinde görülen aşırı duyarlılığı ve bunlara bağlı ortaya çıkan
saman nezlesi gibi yaygın alerjik hastalıkların görülmesi riskini azaltır.
Altınoluk Dergisinin konuları çok güzel oluyor. Sevdiğim bir dergi. Buradan arşive ulaşabilirsiniz. Alttaki yazıyıda Ahmet Taşgetiren yazmış. Seçilen konu çok önemli.
Ömür boyu çalıştınız ve her gün 24 altın koydunuz bir küpün içine... Bitti ömrünüz ve altınların sayım zamanı geldi.
İşinin ehli bir sarraf, tek tek aldı biriktirdiğiniz altınları ve
saymaya başladı. Tek tek alıyor ve mihenk taşına vuruyordu altınları. O
da ne? Mihenk taşına vurduğu altınlara şaşkın şaşkın bakmaya başladı
birden. “Bunun ayarı düşük” dedi birisi için. Sonra öbürü, sonra öbürü
için aynı şeyleri söyledi peşpeşe...
Olan biteni seyrediyor ve şaşkınlıktan gözleriniz faltaşı gibi
açılıyordu. Nasıl olurdu, onların her birini 24 ayar sayılsın diye
biriktirmiştiniz. Altınlar, sayıldı, sayıldı, sayıldı... Sonunda.... Acaba 24 ayar diye biriktirdiklerimizin ayarı nasıl çıktı? Altın
oranı ne, bakır oranı ne, demir oranı ne ve en kötüsü cüruf oranı ne?
Bir ömrü fireden ibaret olanın, ya da ölçme- değerlendirme safhasında
netleri sıfır çekenin karşı karşıya bulunduğu hüsranı düşünün.
Hiçbirimiz, böyle bir hikayemiz olsun istemeyiz. Bu hüsrandır. Hele bu hikaye, bizim ahirete götürdüğümüz amel defterini anlatıyor,
ayarı düşük altınlar da, bizim günün 24 saatinde yapıp ettiklerimizin
kalitesini gösteriyorsa, vay halimize...