Altınoluk Dergisinin konuları çok güzel oluyor. Sevdiğim bir dergi. Buradan arşive ulaşabilirsiniz. Alttaki yazıyıda Ahmet Taşgetiren yazmış. Seçilen konu çok önemli.
Ömür boyu çalıştınız ve her gün 24 altın koydunuz bir küpün içine... Bitti ömrünüz ve altınların sayım zamanı geldi.
İşinin ehli bir sarraf, tek tek aldı biriktirdiğiniz altınları ve
saymaya başladı. Tek tek alıyor ve mihenk taşına vuruyordu altınları. O
da ne? Mihenk taşına vurduğu altınlara şaşkın şaşkın bakmaya başladı
birden. “Bunun ayarı düşük” dedi birisi için. Sonra öbürü, sonra öbürü
için aynı şeyleri söyledi peşpeşe...
Olan biteni seyrediyor ve şaşkınlıktan gözleriniz faltaşı gibi
açılıyordu. Nasıl olurdu, onların her birini 24 ayar sayılsın diye
biriktirmiştiniz. Altınlar, sayıldı, sayıldı, sayıldı... Sonunda....
Acaba 24 ayar diye biriktirdiklerimizin ayarı nasıl çıktı? Altın
oranı ne, bakır oranı ne, demir oranı ne ve en kötüsü cüruf oranı ne?
Bir ömrü fireden ibaret olanın, ya da ölçme- değerlendirme safhasında
netleri sıfır çekenin karşı karşıya bulunduğu hüsranı düşünün.
Hiçbirimiz, böyle bir hikayemiz olsun istemeyiz. Bu hüsrandır.
Hele bu hikaye, bizim ahirete götürdüğümüz amel defterini anlatıyor,
ayarı düşük altınlar da, bizim günün 24 saatinde yapıp ettiklerimizin
kalitesini gösteriyorsa, vay halimize...
Mühim Konular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mühim Konular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Nisan 2013 Salı
23 Eylül 2012 Pazar
Abdest Almanın Faydaları Nelerdir ?
Vücutta, emme-basma tulumbası görevini yapan kalp ve damar sistemleri vardır. Bu sistem hayatımızda o kadar açık görülür ki, her an nabzımızı tutmakta ve vücudumuzun en ücra yerlerine kadar kanın pompalanıp taşınmasını sağlamaktadır. Hayatımıza canlılık kazandıran bu sistem, biz hiç farkına varmadan, hayat boyu, Allah deyip atar. Dervişler, "La ilâhe illallâh, La ilâhe illallâh..." ritminin kalp atışlarına denk geldiğini söylerler. İnsan, "La ilâhe illallâh, La ilâhe illallâh" demeye başlar ve vücudu ayakta tutan kanı, bedenin en ücra yerlerine kadar pompalar.Kanın taşınmasında ise kılcal damarlar vazife görür. Bu damarlar tıpkı su boruları gibidir; su borularının duvarlarının zamanla kireçlenmeden dolayı tıkanması gibi, damarlar da oluşan yağ tabakalarıyla zamanla sertleşir ve görevini yapamaz hale gelir. Bu durumda en çok zarara uğrayacak olan uzuvlar ise, el-ayak parmaklarının uç kısımları, beynin son noktası gibi kalbe en uzak dolaşımının sağlıklı bir şekilde işlemesi gerekmektedir. İşte abdest suyu, buna yardımcı olur ve kalbe en uzak noktadaki kılcal darmarları harekete geçirir. Bu ise, biyolojik olarak kirlenen kanın kalbe geri dönüp temizlenmesi ve yeniden süzülüp o uzuvlara ulaşarak onların canlılığını koruması açısından çok önemlidir. Allah (c.c) abdesti emreden ayetinin sonunda "Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemiyor; fakat sizi tertemiz kılmak ve size nimetini tamamlamak istiyor, umur ki şükredersiniz"[162 Maide, 5/6]
20 Ağustos 2012 Pazartesi
Biz sadece Ramazan Müslüman'ı değiliz!
Hadis-i şerifin uyarısı çök önemlidir: -Allah için yapılan ibadetlerin en makbulü, (az da olsa) en devamlı olanıdır!.
Evet, böyle tarif ediyor Efendimiz (sas) Hazretleri, Müslüman'ın en makbul ibadet ve amelini. Az da olsa en devamlı olanıdır!.
Diyelim ki, bir insan Ramazan boyu beş vaktine beş daha ilâve etmiş, sabahlara kadar namaz kılmış, akşamlara kadar da oruç tutmuş. Elinde tesbihini, başında da takkesini eksik etmemiş.. ama bu titizlik ve dikkat, sadece Ramazan ayına mahsus kalmış, Ramazan'dan sonra dinî görevler gelecek Ramazan'a bırakılmış..
İşte bu, Allah yanında en makbul olan tutum değildir. Allah'ın insanlara ihsan ettiği el, ayak, göz, kulak gibi eşsiz nimetleri nasıl sadece Ramazan ayına mahsus kalmıyor, ömür boyu kullanılıyorsa, O'nun emirlerine olan itaatimiz de Ramazan ayına mahsus kalmamalı, ömür boyu devam ettirmeli, son nefese kadar sürdürmeliyiz. Yaşadığımız mübarek Ramazan ayı bize bu alışkanlığı kazandırmış olmalıdır. Bu sebeple de Ramazan ayında kazandığımız iyilik ve ibadet alışkanlıklarımızı Ramazan'dan sonra da firesiz devam ettirme azim ve kararında olmalıyız..
Şayet böyle bir sebat ve sadakat içinde hayatımızı sürdürürsek, Ramazan'ın feyzinden tam istifade edenlerden olduğumuzu düşünebiliriz.. Çünkü aldığımız bu karar, dini hayatımızı firesiz devam ettirme kararıdır. Hayatımızı değerlendirme adına bundan daha mühim bir karar olamaz Ramazan'dan sonra..
Evet, böyle tarif ediyor Efendimiz (sas) Hazretleri, Müslüman'ın en makbul ibadet ve amelini. Az da olsa en devamlı olanıdır!.
Diyelim ki, bir insan Ramazan boyu beş vaktine beş daha ilâve etmiş, sabahlara kadar namaz kılmış, akşamlara kadar da oruç tutmuş. Elinde tesbihini, başında da takkesini eksik etmemiş.. ama bu titizlik ve dikkat, sadece Ramazan ayına mahsus kalmış, Ramazan'dan sonra dinî görevler gelecek Ramazan'a bırakılmış..
İşte bu, Allah yanında en makbul olan tutum değildir. Allah'ın insanlara ihsan ettiği el, ayak, göz, kulak gibi eşsiz nimetleri nasıl sadece Ramazan ayına mahsus kalmıyor, ömür boyu kullanılıyorsa, O'nun emirlerine olan itaatimiz de Ramazan ayına mahsus kalmamalı, ömür boyu devam ettirmeli, son nefese kadar sürdürmeliyiz. Yaşadığımız mübarek Ramazan ayı bize bu alışkanlığı kazandırmış olmalıdır. Bu sebeple de Ramazan ayında kazandığımız iyilik ve ibadet alışkanlıklarımızı Ramazan'dan sonra da firesiz devam ettirme azim ve kararında olmalıyız..
Şayet böyle bir sebat ve sadakat içinde hayatımızı sürdürürsek, Ramazan'ın feyzinden tam istifade edenlerden olduğumuzu düşünebiliriz.. Çünkü aldığımız bu karar, dini hayatımızı firesiz devam ettirme kararıdır. Hayatımızı değerlendirme adına bundan daha mühim bir karar olamaz Ramazan'dan sonra..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)